abah
saat 8'de uyandım. 20 dakika arayla içmek zorunda olduğum.... suyunun
birinci ve ikinci bardağı arasındaki 20 dakikalık zaman içinde Şevki
beni traş etti. Banyomu yaptım. Bütün tuvaletim bittikten sonra
büroya geçerek Fransızca bir kitabtan biraz okudum ve Almanca dersini
çalıştım. Bugün, kendisinden Fransızca dersi alacağım Madam Heinrich'e
gitmem gerekiyordu. 11.30 ders için kararlaştırılmış zamandı. Tam
o saatte orada olmak için evden ll'de çıktım. Ağır bir yürüyüşle,
bir çeyrekte Madam Heinriche'in mağazasına vardım. Mağazadan bir
çocuk beni evin üçüncü katında bulunan daireye götürdü. Çocuk: "Burası beyefendi" demekle yetinerek giriş kapısının
önünde benden ayrıldı. Madam Heinrich beni dairesinin salonunda bekliyordu. Beni
nezaketle kabul ederek pencerenin yanına konmuş olan koltuğa oturmaya
davet elti. O da önünde yuvarlak bir
masanın bulunduğu divanda yerini aldı.
Ben, üç katın merdivenlerini çıkarken yorulduğum için, nefes nefese
olmaktan kendimi alamıyordum. Görmemesine rağmen soluk almam dikkatini
çekmişti: Sayın General, bu zahmetli merdivenler sizi yordu değil
mi? Ve aniden konuşma mevzuunu değiştirerek:
-Yanılmıyorsam beyefendi henüz evli değil! Acaba bir Avrupalı kadınla
mı yoksa sizin milletinizden bir kadınla mı evlenmek isterdiniz? Farketmez diye cevap verdim. Hakikatte düşüncem, evlenirsem bir Türk kadınını tercih edeceğim
yolundaydı. Fakat gücenebileceği uzun bir muhavereye (konuşma) girmemek
için evlenme mevzuundaki konuşmayı kesmeyi tercih ettim.