|
ulaşılamayacağı gerçeği Devletçilik'i
sosyal açıdan dayatmıştır. Türklerde sermaye birikiminin yoğunlaşmaması,
yurt ekonomisinin yeniden kurulması yolunda gözleri devlete çeviriyordu.
Halk her şeyi devletten bekliyordu. Bu Devletçilik ilkesini yaratan
kültürel etkendi. Belki hepsinden önemlisi Osmanlı'nın son evresinde
ülkede ekonomik hayatı idare eden, bunun kazanımlarından yararlanan
yabancı güçler, Türkiye'yi sömürülecek bir Pazar olarak görmüşlerdi.
Uluslar arası vahşi kapitalizmin en acımasız duraklarından birisine
çevrilen Türkiye, eğer kendi ayakları üzerinde yükselmeyi beceremezse,
kısa zaman içinde eskisinden beter olacaktı. Tüm hammadde kaynaklan
yabancı güçlerce işletilen bir ülkenin bağımsızlığından ne ölçüde
bahsedilebilirdi? Yabancıların sömürge pazarı olmaktan uzaklaşmak
Türkiye'nin Türkler eliyle yönetilip yönetilmeyeceğinin göstergesi
sayılacaktır. Kısacası siyasal bağlamda da Devletçilik geçer, hatta
tek Akçeydi.
|
|
 |
|
Devletçilik ekonomik olduğu kadar
sosyal, ahlaksal ve ulusal bir terimdir. Ulusal servetin dağılımında
adaletin sağlanabilmesi, sınıfsız toplumun uyum içinde yaşatılabilmesi,
sosyal devlete ulaşma yönünde ulus-devletin yeniden tanımlanması
aşamalarında, kişinin çalışmaya teşviki, çalışan, üretenlerin refah
paylarının yükseltilmesi, vatandaşların geleceğinin garantiye alınması
Devletçilik ilkesini zorunluluk yapan etmenler arasındadır. Bir
diğer deyişle hem ulusal birliğin korunması hem de bağımsızlığın
sağlanması o günlerde Devletçiliğe bağlı görünmüştür. Aslen Atatürk,
devletçilikten sadece bir kez bahsetmiştir ama liberal sistemle
başarıya ulaşılamayacağını sezinledikten sonra, o da bu ilkeyi hassasiyetle
ele almış, takipçisi olmuştur.

Daha önceki bölümde halkçılığa dayalı devletçilik ilkesinin
1930 sonrası ekonomide ağırlık kazandığım ve 1932 tarihinin devletçilik
açısından en önemli dönüm noktası olduğuna
|
|
|
|