| MİLLİYETÇİLİK |
|
tatürk'ün
Türk gençliğine miras bıraktığı ilkelerin en anlamlılarından biri
milliyetçiliktir, kuşkusuz. Milliyetçilik, Türk milletinin siyasal,
sosyal ve kültürel bağlamda varoluş gerekçesini ortaya koyan ilkedir.
İmparatorluk devrinde, çok milletli yapıyla bir zorunluluk olarak
güdülen "Millet sistemi", Türklüğün etnik anlamda bile önemsenmesini
imkansız kılmıştı. Ancak toprak kayıplarıyla beraber önce Hıristiyan
sonra da Arap unsurlar, devlet sınırları dışında kalınca, devletin
kendisini yeniden tanımlama, kodlama zorunluluğu baş gösterdi. Artık
"unsurların birliği" veya İslam topluluklarının karışımı gibi kavramlar
devletin yapısını ifade etmez hale gelmişti. Kısacası Osmanlı'nın
asırlar boyunca büyük dikkatle sürdüre-geldiği tanımlamalar kifayetsiz
kalınca Osmanlı'nın o günkü doğrusunu, genç Türkiye Cumhuriyeti'nde
sürdürmeye kalkışmak inanılmaz bir yanlış olurdu. İşte milliyetçilik
|
|
 |
|
ilkesiyle, Türk yeniden kendini tanımlama,
varlık gerekçesini bulma sorununu aşmayı bildi.

Atatürk'ün karşılaştığı en ciddi sorun o güne dek ulus bilincinde
yaşadığı gerçeğine varmasına engel olunan bir halka ulus olduğunu
ispat etmekti. Mardin'in de belirttiği gibi hakkında yapılan onca
eleştiriye rağmen Atatürk, milliyetçilik ve batılı anlamda bir ulus-devlet
inşa etmek konusunda pek fazla eleştirilemez. Hatta elindeki topluluğu
ulus haline dönüştürmesindeki bu başarı Atatürk'ün belki en önemli-kusursuz
zaferidir. Atatürk bu bağlamda işe milletin ne olduğunu izah ederek
başlar. Millet, milliyetçilik dünyanın her yerinde beraberinde millî
karakterin özellikleri, hangi unsurların bir topluluğu millet yapmasına
yeteceği sorunsalları getirmiştir. Bir cemiyete millet diyebilmek
için, o cemiyetin; siyasi, dilsel, ırksal ve kökensel birlikteliği
paylaşmasının yanı sıra tarihi ve ahlaki yakınlık
|
| Sonraki
Sayfa >> |
|