|
düşman sınıfında sayılmamalıdır. Bu
prensip Mustafa Kemal'in dış ilişkilerinde nasıl basanlar, utkular
kazandığını kendiliğinden gün yüzüne çıkarmaktadır. Atatürk milliyetçilik
söyleminde tekelci veya dışa kapalı olmadığını her fırsatta yineliyor,
milliyetçiliğin temel gayesinin milletler ailesinin en üst basamaklarında
Türk ulusunun onuruna layık bir yer işgal etmek olduğunu savunuyordu.
Neticede Türkiye ve Batı'nın gözünde milliyetçi önderlik kendisine
iyi gözle yaklaşan her devlete aynı yaklaşımla karşılıkta bulunmaya
hazırdı.

Atatürk Van'dan, Diyarbakır'dan Trakya'ya, Karadeniz'den
Akdeniz'e kadar tüm vatandaşların millî cevherin ortak damarları
olarak vasıflandırmaktaydı. Tarih potasında kaynaşmış, birbirine
duygusal bağlarla bağlanmış insanlara "Türkiye halkları" diye seslenmek
Atatürkçü düşünceyle bağdaşmaz. Kemalist önderliğin resmi savı ve
samimi
|
| <<
Önceki Sayfa |
|
 |
|
düşünceleri Anadolu coğrafyasında tek
bir millet yaşadığı gerçeğine odaklanmıştır. Aksi takdirde, egemenliğin
kayıtsız şartsız ulusa bırakılmasının da, pek çok kan dökerek bağımsızlık
savaşı vermenin de ne değeri kalırdı ki? Sınıf çatışmasına karşı
geliştirilen söylemlerde milliyetçilik anlayışının dayanışmacı niteliği
göze çarpar. Türkiye'de Batılı anlamda sınıflar bulunmadığı, aynı
fakirliğin ulusun tüm katmanlarınca eşit çekildiği için Atatürk,
Türk milletinin birbirine dayanışarak, el ele ve bir bütün halinde
gelişmesini öngörür.

Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı, ulustan kopuk bir içeriğe
sahip değildir. İçinde bizzat bir ülkeyi paylaşan tüm yurttaşları
etkileyen vatan mefhumu, demokrasiye bağlılık, insan sevgisi ve
insana verilen aşın önem yatmaktadır. Tek adam diktasına özde karşıdır,
ulusun vatanı için elbirliğiyle, gelecek kaygusuyla çalışmasını
ister. Başarı, ulusal birlikten, bütünleşmeden
|
|
Sonraki Sayfa >> |
|