ziz
Madam,
Sizi 40 gün yatakta kalmak zorunda bırakın hastalığı bana haber
veren mektubu aldım. Bu havadis beni çok üzdü, fakat yine de sizin
bu mektubunuz beni teselli etti, zira yatakta yazıldığı halde, bu
mektubu, sıhhatinizin bir delili diye kabul ettim. Karargâhıma gideli ve Nuri Bey'i yalnız bırakalı 15 gün var.
Son muharebeleri idare ettiğim bir ay zarfında Nuri Bey, Hüseyin
Bey... ilh... ilh ile hemen her gün beraberdik. Kıymet verdiğimiz
insanlarla birlikte ateşe ve ölüme göğüs germek ne zevk. Bu umumi savaşlar sırasında zavallı Faik Paşa alnından bir
kurşun yiyerek şeref meydanında can verdi. Eski dostunun kahramanlık misalini takip etmek isteyen Nuri
Bey'in coşkunluğu görülecek şey! Allah'tan, cennette kendisi için
yapılan, fakat henüz inşâ halinde bulunan köşk
tamamıyla bitinceye kadar sabretmesi
için verdiğim nasihatlere kulak astı. Muş dağlarındaki kumandanımızın manasız bir mektubundan bahsediyorsunuz.
Müsaade buyurunuz, size haber vereyim ki hanımefendi, ben de bu
zattan her gün hiçbir mana ifade etmeyen mektuplar alıyorum. Anlaşılıyor
ki bu zat, son zamanlarda Türkçe şiirleri Fransızcaya tercüme etmekle
meşgul olmaya başlamış. Alayın bir kumandanı ve Nuri Bey'in başarılarının
bir afişçisi Fuad Bey (Salih Efendi size bu mevzuda eğlenceli izahat
verebilir) bana bir mektup göndermiş ki, orada edebiyatımızın şu
güzel tercümesi var:
"L'air de I'amour soufle, dans la Monsieur ou, moi ou." Bu, şu beytin tercümesi imiş:
"Havayı aşk eser serde, Efendim nerde, ben nerde." Bu tercüme bana Harbiye Mektebi'ndeki