|
5 Temmuz 1918 Cuma
Bugün sabahleyin her vakitki gibi rahatsız olmadım. Şevki dün satın aldığımız
termosları men'balardan doldurup getirdi ben de yatağımda içtim. Ufak bir tuvaletten
sonra saat 7.30'da dünkü hatıratı kaydetmek üzere bu masamın başına geçtim.
Cemal Bey ve arkadaşı geldiler. Bürodan çıktım. Onlara beyân-ı itirazdan sonra
pijamalı bir kıyafette salonda kabul ettim. Cemal Bey:
- Cümleye, yeni padişaha ömür versin dedi!
Birdenbire şaşırdım. Ne var ne oldu, dedim.
- Malûmatınız yok mu? Padişah vefat etti!
- Teessür ve teessüf ederim, dedim.
Bu zevat bu sözlerin medlulünü anlayamadılar. Hakları vardı. Çünkü ben, ne ölen
padişaha acıdığımdan ve ne de yeni padişahın ömrünün uzun veya kısa olacağından
müteessir değilidim. Teessüf ettiğim cihet İstanbul'da bulunmayışımdı. Fakat
bunun için de neden teessüf ettiğimi kendim de takdir edemiyordum. Filhakika
Padişah'ın değişmesi bir memleket ve millet için pek büyük bir hadisedir. Ben
veliaht hazretlerini Almanya seyahati münasebeti ile pek iyi tanımıştım. Aramızda
bir dereceye kadar hususiyet ve samimiyet de hasıl olmuştu. Gönlüm onu tahta
cülus ettiğini mütaakıb bizzat tebrik etmek mi istiyordu? Acaba bunun için mi
teessür ediyordum! Hayır zannederim bu da değil! Kendisiyle başlamış olan münasebeti
azami derecede ilerletmek fırsatı elimde iken, müstağni (çekingen) davrandım.
Bir defadan maada ziyaretine gitmedim. Hattâ bu defa İstanbul'dan ayrılırken
veda' dahi etmedim. İşte teessür bundan ileri geliyor.
|